"Ne Olmazsa Satış Olmaz" başlıklı yazımda "güven" in formülünü paylaşmıştım.
Benzer bir mantıkla, "yönetme"nin bir formülü olsaydı bence en sade formül şöyle olurdu;
Yönetim= {Karar verme x Uygulama x Kontrol x Düzeltme}
Formüldeki "çarpı"nın etkisi belli;
eşitliğin sağ tarafındaki değerlerden bir tanesi bile "0" olursa yönetimden bahsedemeyiz.
Bu formülden yola çıkarak Türk spor tarihinin en talihsiz kararlarından birini değerlendirip kıssadan hisselerimi paylaşacağım.
Nedir bu olay;
24 Ağustos 2011 tarihinde Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Avrupa Futbol Federasyonları Birliği - UEFA'nın isteği doğrultusunda, Fenerbahçe' yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Liginden men etti.
Bu karar öncesinde TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar özetle şunu söylüyordu; Fenerbahçe ve diğer kulüplere, haklarında düzenlenen iddianame kabul edilmeden bir yaptırım uygulanmayacak.
Bir başka deyişle, hiçbir şey olmamış gibi yola devam edilecekti...
Kasım-Aralık aylarında (liglerin başlamasının ardından) iddianame kabul edilirse ne olacağının yanıtını ise kimse veremiyordu...
Sokaktaki adam için bu açıklama makul ve adil olsa da belirsizliği ve 3 ay sonra yaşanabilecek kaos riskini ortadan kaldırmıyordu.
TFF bir yargı makamı değil. Sorumluluğunu yerine getirmek için özel süreçleri olan özerk bir kurum.
İşin özünde karar vermek için mahkeme kararını beklemek zorunda değil. TFF, edindiği kanaate göre de karar verip bunu uygulayabilir.
TFF'ye kanaat edinirken yön veren bir de kurum için kurul var; adı Etik Kurul.
"Bazı müsabakalarda şike, şike teşebbüsü, teşvik primi ve teşvik primi teşebbüsü kanaatine varılmıştır"
İşte TFF' nin işleri bu koşullarda oluruna bıraktığı noktada UEFA devreye girdi ve özetle şöyle dedi;
Fenerbahçe suçlu demiyoruz buna yargı karar verecektir.
Ancak ortada Şampiyonlar Liginin marka değerine zarar verebilecek ciddi bir risk var.
Bu nedenle Fenerbahçe' nin Şampiyonlar Ligine katılımına izin veremeyiz gerekirse Fenerbahçe' nin maddi zararını da gelecekte tazmin ederiz.
TFF, mevcut durumda karar veremiyorum derken, UEFA aynı duruma seyirci kalamam dedi.
UEFA' nın kararını TFF adına şöyle yorumluyorum;
sen karar veremedin, yapman gerekeni yapmadın, durumu yönetemedin ben devreye girmek zorunda kaldım.
Futbolda şike iddiaları zaman zaman Türk futbolunda kriz olarak da nitelendi.
Kriz (crisis), eski Yunancada karar anı demekmiş.
Sorumluluk taşıyan makam sahibinin (yöneticinin) kriz anında yapması gereken karar vermektir.
Bekleyip görelim, zamana bırakalım bir yönetim tarzı değil ancak aczin göstergesidir.
Şayet bir insanın canına mal olmayacaksa verebileceğiniz en kötü karar bile karasızlığın sebep olduğu belirsizlik ortamının risklerinden daha az zarar verir.
Daha önce de dile getirmiştim; doğada boşluk olmaz.
Siz karar veremez, harekete geçemezken birileri karar verip, sizin dolduramadığınız alanı doldurabilir.
Bir yönetici belirsizliğin sürmesine izin veremez, işleri oluruna, akışına bırakamaz.
Yönetici,
- karar verir
- uygular
- kararın/ uygulamanın etkisini sorgular
- gidişat olumluysa devam eder veya gereken düzeltmeleri/geliştirmeleri yapmak üzere başa döner ve yeni bir karar verir, uygular.
Bunun dışındaki hiçbir eylem "yönetme" fiiliyle aynı cümlede olumlu anlamda yer alamaz.
Kabul ediyorum kriz anında, eldeki kıt veriyle üstelik hızla karar verebilmek, harekete geçebilmek kolay bir şey değil zaten kolay olmadığı, herkes yapamayacağı için değerli, fark yaratan, değer katan bir haslet.
Son söz:
Bir profesyoneli "gerçek" yönetici yapan bahşedilen ünvan değil yaptıklarıdır.


0 yorum:
Yorum Gönder