1 sayı farkla kaybettiğimiz bu maçta 13 serbest atışı değerlendiremedik.
Turnuva boyunca o kadar fazla serbest atış kaçırdık ki rakipler bize karşı faul yapmayı oyun taktiklerinin bir parçası olarak değerlendirdi.
Geçen yılın Dünya 2. si takım neden bu durumda peki?
Bu konunun derin teknik analizini yapamam ancak serbest atışları kaçırmak konusunu isabetle değerlendirebilirim.
Kendimden bir örnek vereyim;
Geçmişte bir dönem çalıştığım şirketin üst düzey yöneticilerinden biriyle tenis oynardım.
Yaşı benden 10-12 yaş büyük olsa da çocukluğundan beri tenis oynamakta olduğu için tekniği iyi bir oyuncuydu.
Bununla birlikte yaş ve kondisyon avantajıyla kazanabileceğimi düşünüyordum.
Nitekim tüm maçlarımızın başında 3/4-0/1 öne geçiyordum.
Akabinde ibre değişiyor ve tüm maçlarımız istinasız 6-4/7-5/7-6 gibi sonuçlarla ve benim mağlubiyetimle sonuçlanıyordu.
Bu durumun rakibim oyuna geç ısınmasının ötesinde bir nedeni olduğu daha sonra keşfedebildim;
oyuna güzel bir maç yapma motivasyonuyla, keyif alarak başlarken oyunun sonlarına doğru tek amacım kazanmak oluyordu.
Yani anı yaşamak yerine sonucu düşünüyordum.
Bu da konsantrasyonumu düşürüyor ve yapmamam gereken hatalar yapmama neden oluyordu.
Zayıf bir rakiple maç yaptığınız takdirde bu durum mağlup olmanıza neden olmayabilir ancak size yakın seviyede bir rakiple karşılaşırken bu durum kaybetmenize yol açar.
Bu örneğin ardından 2 saptama yapacağım;
1. Dev gibi adamlar kendini savunurken, zor durumlarda sayı yapabilen adamlar, faul çizgisinde kendini zorlayan biri yokken atışları üst üste kaçırmasının nedeni de o anda en iyi yaptığı şeye konsantre olmak yerine "atmak zorundayım" veya "ya atamazsam kaygısına" düşmek.
2. Benzer bir durum aynı şekilde spor dışındaki hayatımızda da geçerli; ders çalışırken sınavı düşünürseniz layıkıyla öğrenmemiz mümkün değil. Daha geniş bir ifadeyle; bir işi yaparken yaptığınız işi değil de sonucunu düşünüyorsanız performansınız düşer.
Bunu iş hayatına uygularsak;
rekabet esnasında o an yaptığınız işin kalitesine odaklanmak yerine sonucu düşünürseniz veriminiz düşer.
Bu durumu engelleyebilmenin de yönetimsel ve kişisel olmak üzere 2 boyutu var.
Bir yöneticinin çalışanının sonuç baskısıyla veriminin düşmesine dair önerilerimi 25 Ağustos 2011 tarihli "Satış Yönetiminde Stres" başlıklı yazımda paylaşmıştım. Bu öneriler her fonksiyonun yöneticisi için geçerli kabul edilebilir.
Bu yazımda ise işin çalışan yönüne dair öneriler sunmak istiyorum;
Yetersiz ve hatta kötü niyetli, egosuna teslim bir yöneticiyle de çalışıyor olsak da bireysel performansınızın sorumluluğunu almak durumundayız.
En iyi makine bile olumsuz ortam şartlarına konduğunda bozulur. Elbette biz makine de değiliz; olumsuz ortamdan etkileniriz ancak bireysel performansımızın düşmesini sorumluluğunu tamamen başkasına yükleyip, kurban/ mağdur rolünü benimsemek hayatımızın kontrolünü kaybetmek, kişisel gelişim yollarımızı kapatmak anlamına gelecektir.
Üzerimizde ne kadar baskı oluşturulursa oluşturulsun maksimum bireysel performans için kendimizi sonuca değil o an yaptığımız işe odaklamaya çalışmalı, kendimizi bu yönde (sürekli) sorgulamalı, telkin etmeli ve geliştirmeliyiz.
...
Anı yaşayın...
Ben geleceği hiç düşünmem...
Ne de olsa gelecektir...
Geleceği ayarlamanın tek yolu, olabildiğiniz kadar şimdide olmaktır...
Şu anda dünü, ya da yarını değiştiremezsiniz...
Önemli olan tek an şimdidir...
Albert Einstein
...
*: Yazının tamamını okumak için:
http://haber.gazetevatan.com/Haber/398981/1/Gundem
Bunu iş hayatına uygularsak;
rekabet esnasında o an yaptığınız işin kalitesine odaklanmak yerine sonucu düşünürseniz veriminiz düşer.
Bu durumu engelleyebilmenin de yönetimsel ve kişisel olmak üzere 2 boyutu var.
Bir yöneticinin çalışanının sonuç baskısıyla veriminin düşmesine dair önerilerimi 25 Ağustos 2011 tarihli "Satış Yönetiminde Stres" başlıklı yazımda paylaşmıştım. Bu öneriler her fonksiyonun yöneticisi için geçerli kabul edilebilir.
Bu yazımda ise işin çalışan yönüne dair öneriler sunmak istiyorum;
Yetersiz ve hatta kötü niyetli, egosuna teslim bir yöneticiyle de çalışıyor olsak da bireysel performansınızın sorumluluğunu almak durumundayız.
En iyi makine bile olumsuz ortam şartlarına konduğunda bozulur. Elbette biz makine de değiliz; olumsuz ortamdan etkileniriz ancak bireysel performansımızın düşmesini sorumluluğunu tamamen başkasına yükleyip, kurban/ mağdur rolünü benimsemek hayatımızın kontrolünü kaybetmek, kişisel gelişim yollarımızı kapatmak anlamına gelecektir.
Üzerimizde ne kadar baskı oluşturulursa oluşturulsun maksimum bireysel performans için kendimizi sonuca değil o an yaptığımız işe odaklamaya çalışmalı, kendimizi bu yönde (sürekli) sorgulamalı, telkin etmeli ve geliştirmeliyiz.
...
Anı yaşayın...
Ben geleceği hiç düşünmem...
Ne de olsa gelecektir...
Geleceği ayarlamanın tek yolu, olabildiğiniz kadar şimdide olmaktır...
Şu anda dünü, ya da yarını değiştiremezsiniz...
Önemli olan tek an şimdidir...
Albert Einstein
...
*: Yazının tamamını okumak için:
http://haber.gazetevatan.com/Haber/398981/1/Gundem

2 yorum:
Serdar Bey, "an" konusundaki farkindaligimizi arttiran bu cok degerli yazinizdan dolayi sizi kutluyorum. Yazilarinizi okumak cok keyifli...
Serdar Bey, "an" konusundaki farkindaligimizi arttiran bu cok degerli yazinizdan dolayi sizi kutluyorum. Yazilarinizi okumak cok keyifli...
Yorum Gönder